The Saboteur (inceleme)

Aşağa gitmek

The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından bєяk™ Bir Salı Ocak 12, 2010 6:14 pm

Geçtiğimiz sene boy gösteren ekonomik kriz birçok sektörü vurduğu gibi oyun sektöründe de derin izler bırakmıştı. Birçok oyun yapımcısı stüdyolarını kapamak zorunda kalmıştı. Nitekim aradan 1 sene geçmesine rağmen krizin etkilerinin tam olarak bittiğini söylememizde ne yazık ki mümkün değil. Sektördeki küçük yapımcıların yanı sıra, büyük oyun yapım şirketleri de bazı stüdyolarının kepenklerini indirmek zorunda kaldılar. Bu zincirin en son halkası ise Electronic Arts gibi bir devin sahibi olduğu Pandemic Stüdyosu oldu. Geçtiğimiz günlerde kapatılan stüdyo için EA, gerekçe olarak Pandemic Stüdyosunun giderlerinin, diğer 3 stüdyonun giderlerinin toplamı kadar olmasını gösterdi. Pandemic Stüdyoları ise adeta, ölüp giden bir sanatçı edasıyla bizlere son derece güzel bir eser bıraktı. Her ne kadar ölümsüz bir eser olmasa bile, The Saboteur oyununun Pandemic ismini bir süre daha hafızalarımızda tutacağı kesin.

Nostaljik Bir Yolculuk

The Saboteur yapı itibariyle GTA tarzı diye nitelendirdiğimiz oyunlardan. Yani şehirde serbestçe dolaşıp, bize verilen görevleri yaptığımız, sokakta gördüğümüz arabaları binip kullanabildiğimiz, serbest bir oynanışa sahip bir yapım. Şimdi batık bir stüdyonun bize son kıyağı olan bu oyunu incelemeye başlayalım. Klasik olarak oyunumuzun hikayesinden söz ederek The Saboteur'un yer yer renkli, yer yer ise siyah beyaz olan dünyasına girmek istiyorum. Oyunda Sean Devlin adında bir araba tamircisini kontrol ediyoruz. Fakat siz Devlin'in öyle araba tamircisi olduğuna aldanmayın, kendisi Paris'te ki Nazilerin en büyük korkularından biridir. Peki ne oldu da Devlin kendi halinde bir araba tamircisiyken Paris sokaklarında Nazi avlamaya başladı? Onu hayattan böylesine koparıp, her an ölüm korkusuyla yaşamaya mahkum eden şey neydi? Bu sorularımızın yanıtını oyuna girdikten bir kaç dakika sonra alıyoruz. The Saboteur'a ilk giriş yaptığımızda karşımıza gelen kısa bir videonun ardından gidip bir kaç nazinin işini bitiriyoruz ve asıl hikayenin başladığı zamana, bir kaç ay öncesine dönüyoruz. Devlin'in bu yola nasıl girdiğini, sizlere şöyle özetleyebilirim. Paris'te bulunan Nazi askerleri Devlin'in en iyi arkadaşını öldürmüşlerdir. Bununlada kalmayıp Devlin'in yakın olduğu insanlara çeşitli kötülükler yapmışlardır. Aslında Nazi askerleri bunu Devlin'i tanıdıklarından yapmıyorlar, birini öldürüyorlar Devlin'in arkadaşı çıkıyor, bir başkasını pataklıyorlar Devlin'in yakın akrabası çıkıyor. Tabi Devlin bakıyor bu iş böyle olmayacak, kendi işimi kendim görürüm zihniyetiyle iniyor Paris'in karanlık sokaklarına, başlıyor Nazi avına.
Oyunumuz her ne kadar GTA tarzında bir yapıya sahip olsa da, The Saboteur'da gizlilik ve akrobaside bir o kadar önemli. Çünkü Paris'in her bir yeri Nazi askerleriyle kuşatılmış durumda ve elimizi kolumuzu sallayarak Nazileri öldüremiyoruz. Bu yüzden en kolay yol onları sessiz ve gizlice öldürmek. Gizlice öldürmenin en iyi yolu ise bir Nazi askeri gibi giyinmemiz. Size bir ipucu vereyim. Bir göreve başladığınız zaman çevrenizde mutlaka tek başına dolaşan bir Nazi askeri olacaktır, ilk iş olarak o askeri öldürün ve üniformalarını alın, daha sonra gideceğiniz yere ya yaya olarak yürüyerek gidin, ya da bir binanın çatısına tırmanıp daha hızlı bir şekilde gideceğiz yere ulaşın. Böylece en az şekilde dikkati çekmiş olursunuz. Az öncede bahsettiğim üzere The Saboteur'da gizlilik kadar akrobasinin de önemi bir hayli fazla. Çünkü bir noktaya hızlıca ulaşmamız gerektiğinde, bunu dikkat çekmeden yapmak istiyorsak binaların tepelerinden zıplayarak, bir çatıdan diğer bir çatıya geçerek yapabiliriz. Devlin özünde her ne kadar bir araba tamircisi olsa bile, ruhunda Assassin's Creed'den bir şeyler olduğu kesin. Çünkü Devlin binaların tepesine tırmanmakta bir hayli başarılı.Karakterimiz her ne kadar Altair veya Ezio kadar seri olmasa bile yinede başarılı denilebilecek bir hıza sahip.
Gelelim yukarıda kullandığım başlığın sebebine. Pandemic stüdyoları bir ilke imza atarak oyunun rengini yer yer siyah beyaz şeklinde yapmışlar. Oyunda, Paris'in bazı kısımları siyah beyaz, bazı kısımları ise renkli şekilde tasarlanmış. Siyah beyaz olan kısımlar, mutsuzluğun, huzursuzluğun diz boyu olduğu, Paris halkının Nazi askerlerinin işkencelerine maruz kaldığı bölgeleri temsil ediyor. Renkli olan kısımlar ise bizim o bölgeyi Nazilerden temizlediğimizi ifade ediyor. Yani oyuna ilk başladığınızda niye her taraf siyah beyaz diye ekran kartınızın ayarlarıyla falan oynamayın, ya da oyunu bozuk diye gidip değiştirmeye kalkmayın. Çünkü bu oyunun yapısında olan bir şey. Siz oyunun en sonuna geldiğinizde ise tamamen renkli, Nazilerden temizlenmiş, pırıl pırıl bir Paris'le karşılaşıyorsunuz. Bu siyah beyaz tonlama olayını her ne kadar ilk başlarda yadırgasam da alıştıktan sonra hoşuma gitmeye başladı. Mesela kurtardığınız bir bölgeden bir arabaya atlayıp yeni görev yerinize doğru giderken, ortam birden gri bir tona bürünmeye başlıyor ve siz o noktaya yaklaştıkça ekranınıza siyah beyaz tonlar tamamen hakim oluyor. Sizde ister istemez içinizde bir karamsarlık, .çaresizlik hissediyorsunuz. Böylece Paris'in o atmosferini bir nebzede olsa hissetmiş oluyorsunuz. Oyunun atmosferini, oyunculara bu kadar iyi yansıttığından dolayı Pandemic stüdyolarını ve çalışanlarını tebrik ediyorum.

Eski Günlerin Tadı Bir Başka

The Saboteur, 2. Dünya savaşı zamanını konu aldığı için, oyundaki mekanlar ve arabalarda o döneme göre dizayn edilmiş. Özellikle araba modellemeleri benim bir hayli hoşuma gitti. Her ne kadar arabaların çeşidi GTA'da ki kadar fazla olmasa da bize o dönemin atmosferini yansıtmaya yetecek sayıda arabaya sahibiz. Oyunun yapımcıları arabaları tasarlamasına tasarlamışlar fakat hasar modellemesini unutmuşlar. O güzelim arabaları istediğiniz yere çarpsanız da, uçurumdan yuvarlansanız da arabalarda bir çizik dahi oluşmuyor. Sadece belli bir çarpmadan sonra ateş alıp, patlıyorlar. Bu her ne kadar görsel yönden güzel gibi gözükse de oyun içinde sizi yanılgıya sürükleyebiliyor. Mesela bir görev sonunda Nazilerden kaçarken bir arabaya biniyorsunuz, sağa sola çarparak ilerliyorsunuz. Arabayı değiştirmeye fırsatınız varken, arabada hiç bir şey olmadığını görerek yolunuza devam ediyorsunuz. Fakat bir süre sonra aracınızın ateş aldığını görüyorsunuz ve inmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden onlarca Nazi askeriyle karşı karşıya kalabiliyorsunuz. Fakat bu sizin gözünüzü korkutmasın. Çünkü Devlin öyle hemen ölecek bir karakter değil. Eğer yoğun bir ateş altında kalırsanız hemen bir köşeye sığınmanız yeterli olacaktır. Zira Devlin'in can barı kısa sürede tamamen dolacaktır. Fakat bir köşeye saklanmadan, düşmanlarınızla açık açık çatışma yolunu seçerseniz kendi sonunuzu hazırlamış olursunuz. Yazımın başında da bahsettiğim gibi, Paris'in her bir köşesinde Nazi askeri dolu. Yani siz bir, iki tane var diye silahınızı çıkartıp taramaya başlarsanız, bu askerlerin sayısı bir anda çift haneli rakamlara ulaşabiliyor. Sonra ise sizin için en kısa çözüm oradan topuklamak oluyor.
Kaçıp saklanmaktan söz açılmışken, oyunumuzda sol alt köşede çıkan aranma seviyeleri sayesinde bizi hangi derecede aradıklarını görebiliyoruz. Bu dereceyi azaltmak için ise yapmamız gereken iki şey var. Ya Nazi askerlerinin bulunmadığı bölgelerden birine kaçıp orada bir süre takılmak, ya da haritada bize gösterilen saklanma bölgelerine gidip bu bölgelerden birinde saklanmak. Tabi yazımın başında da bahsettiğim gibi, eğer Nazi askerleriyle fazla uğraşmak istemiyorsanız görevinizi gizlilik içinde sürdürmelisiniz. Zaten oyunda siyah beyaz bölgelerde Nazi askerlerini sarı, beyaz ve kırmızı tonlarda görüyorsunuz. Beyaz tondakiler sizi sıradan halk olarak gören askerler, sarı olanları sizden şüphelenenler, kırmızı olanlar ise sizi tanıyan askerleri ifade ediyor. Eğer kırmızı renge sahip bir asker görürseniz ya onu uzaktan bir tüfekle öldürün, ya da yakınına dahi yaklaşmayın. Çünkü o sizi tanıdığı için size direk saldırıyor ve yanındaki bütün askerlerde bir anda kırmızıya dönüşerek sizi taramaya başlıyor. Bunun yanında sarı askerlerinde yanından olabildiğince şüphe çekmeden geçin, çünkü en ufak bir yanlış hareketinizde bu askerlerde kırmızıya dönüşüyor. Mesela sarı renge sahip bir askerin yanında asla silahınızı çıkartmayın veya bir binaya tırmanmayın. Hatta koşmayın bile, sadece yürüyerek geçin. Size ters ters bakacaktır, hatta ekrandaki şüphe göstergesi de dolmaya başlayacaktır fakat siz ters bir harekette bulunmadığınız sürece o gösterge tam olarak dolmayacaktır. O yüzden sakin olmaya çalışın. Bu şekilde hedefinizin yanına fazla güç harcamadan ulaşmış olursunuz. Sonra çekin silahınızı düşmanınızı öldürün ve oradan olabildiğince hızlı bir şekilde kaçın.
Oyunda bizleri birçok farklı silah çeşidi de bekliyor. Fakat üzerimizde en fazla iki silah taşıyor olmamız işi biraz bozuyor. Bu iki silahın yanında patlayıcı, el bombası gibi ekstra materyallerde taşıyabiliyoruz. Zaten kalabalık bir Nazi grubuyla karşılaştığınızda bir el bombasının pimini çekip o grubun içine doğru atmanız yeterli oluyor. Çünkü kimse bombayı tınlamıyor ve sonuç olarak bütün askerler ölüyor. Aslında bu oyundaki yapay zeka eksikliğini bize gösteriyor. Zaten askerlerin bu duyarsız davranışlarının yanı sıra, şehirdeki halkta her şeye tepkisiz kalıyor. Mesela yolda yürürlerken yanı başlarında çatışmalar oluyor, mermiler havada uçuşuyor fakat kimse bunu umursamıyor bile. Sanırım Pandemic kapatılacağını duyunca oyunun bu kısımlarını aceleye getirip yapay zekayı biraz eksik bırakmış. Ama olsun, yinede Saboteur bu konuda da kötünün iyisi olmayı başaracak derecede bir yapım.

Genel Yorum

The Saboteur oyun yapısıyla gerçekten farklı ve değişik bir yapım. Gerek şehirdeki atmosfer, gerek karakter detaylamaları gerçekten oyuna çok iyi adapte edilmiş. Zaten Paris'in göbeğinde, siyah beyaz bir atmosferde, 2. Dünya Savaşı dönemine ait bir arabayı sürmenin tadı anlatılmaz, yaşanılır. Oyun görsellik bakımından beklenileni verebiliyor diyebilirim. Müzikler ve seslendirmeler olarak ta, o dönemin havasını bizlere aktarmayı başarıyor. Zaten renkli bir ortamdan siyah beyaz bir ortama geçtiğinizde değişen müzik sizinde içinizi karartmaya yetiyor. Bu aslında bir başarı. Demek oyun bize atmosferi yaşatabiliyor. İçimizin kararması bunun bir göstergesidir. Saboteur geniş bir içeriğe sahip. Ben bu içeriği size yazımda tamamen anlatmadım, sadece önemli kısımlara değindim. Zaten hepsini anlatmaya kalksam bu yazı incelemeden çıkar, tam çözüm ya da strateji rehberi tarzı bir şeye dönüşürdü. Kısaca toparlamak gerekirse Pandemic Stüdyosu giderayak iyi iş çıkartmış diyebilirim. Eğer nostaljiden hoşlanıyorsanız, siyah beyaz filmleri özlüyorsanız bu oyunu kaçırmayın derim. Aslında Assassin's Creed, GTA, Mafia veya Splinter Cell oyunlarından birini oynamayı seviyorsanız, emin olun Saboteur'u da çok seveceksiniz. Unutmayın... Herkes oyun oynar!
avatar
bєяk™
Normal Üye

Mesaj Sayısı : 413
Kayıt tarihi : 04/12/09
Yaş : 27
Nerden : İstanbul

http://www.facebook.com/profile.php?ref=profile&id=1

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından celil lebron23 Bir Salı Ocak 12, 2010 6:15 pm

Admin buna de bişey de o zmn her şeye bişey diyon.
avatar
celil lebron23
Çaylak Üye

Mesaj Sayısı : 168
Kayıt tarihi : 06/01/10
Yaş : 22

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından bєяk™ Bir Salı Ocak 12, 2010 6:17 pm

Celil ne diosun sen ayrıca bunları ben yazdım istersen ara tüm siteleri.Artistikde taslama hepimiz burada siteyi güzelleştirmeye çalısıoruz senin gibi 80 tane boş mesaj atmıoruz.
avatar
bєяk™
Normal Üye

Mesaj Sayısı : 413
Kayıt tarihi : 04/12/09
Yaş : 27
Nerden : İstanbul

http://www.facebook.com/profile.php?ref=profile&id=1

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından celil lebron23 Bir Salı Ocak 12, 2010 6:29 pm

B unları kendin yazdın vay bee:D,İstersen bunları yazdığın sitenin linklerini veriyim bnm sana lafım yok berk bnm admine lafım var durduk yere bana laf atmasına lafım var ,yoksa ellerine sağlık


En son celil lebron23 tarafından Salı Ocak 12, 2010 6:36 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
celil lebron23
Çaylak Üye

Mesaj Sayısı : 168
Kayıt tarihi : 06/01/10
Yaş : 22

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından kobeilker Bir Salı Ocak 12, 2010 6:42 pm

Celil merak etme uploadların güzel en azından ben beğeniyorum ama Türkçe'de bnm ya da zmn diye birşey yok!
avatar
kobeilker
Co-Admin
Co-Admin

Mesaj Sayısı : 362
Kayıt tarihi : 26/11/09
Yaş : 24
Nerden : İstanbul

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: The Saboteur (inceleme)

Mesaj tarafından celil lebron23 Bir Salı Ocak 12, 2010 6:43 pm

Bi daha daha dikkatli olurum.
avatar
celil lebron23
Çaylak Üye

Mesaj Sayısı : 168
Kayıt tarihi : 06/01/10
Yaş : 22

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz